Amerika’da dini grupların her geçen gün örgütlenip güç kazanması, ateistler ve agnostikleri de örgutlenmeye itti. Laiklerin cephesinde yer alan bu yeni kesim,cinsel eğitimden, din okullarına yapılan yardıma, kürtajdan mahalle baskısına kadar her konuda dini kesimle çatısma içine giriyor. Nufusun yüzde 2' sinin ateist, yüzde 4’ünün ise agnostik olduğu Amerika'daki tek açık ateist kongre üyesi olan Pete Stark , sayıları 50 olduğu tahmin edilen ve ateist olupda kendilerini gizleyen kongre üyelerini de mücadeleye çagırıyor.
Bu ülkeye taşındığımdan beri kiminle tanışsam bir kaç yumuşak geçiş sorusunun ardından, müslüman olup olmadığımı öğrenmek istiyor. Buranın eskilerine göre, Amerikan halkı, 11 Eylül saldırısının ardından bu tür sorular sormayı adet edindi.
“Müslüman mısın?” sorusunu cevaplamak öyle zor ki; dinle arasına ciddi bir mesafe koymus biri olarak “müslümanım’ desem, kendi kendimi inkar etmiş olacağım. Değilim desem sanki geldiğim yeri inkar etmiş gibi olacağım.
Ama artık eskisi gibi takmıyor, mantıklı bir açıklama yapmaya çalışmıyorum. Cevaplarım moduma göre değişiyor. Eğer tanıştığım insanın benden nefret etmesinde hiç bir sakınca görmüyorsam bu soruya iki şekilde cevap veriyorum: “El Kaide’nin Guantanamo’dan kaçan bir üyesiyim, ya da corabimin rengini de merak ediyor musunuz?” Hemen ardından da sevimsiz sevimsiz sırıtıyorum. Ama yok eğer o an normal halimdeysem, “Musluman bir aileden geliyorum. Son 10 yildir Zerdüştüm, atese tapıyorum. Peki sen? Sen hala annenin dinini mi takib ediyorsun.” deyip geçiyorum.
Geçen yılın başında iş başı yaptığım finans şirketinde Anthony hariç hiç kimse bana “müsluman mısın?” sorusunu sormadı. Büyük bir kuruluşta çalışıyorsanız ve biriyle çok icli dışlı değilseniz bu tür sorular sormak tehlikeli zaten. Çünkü hemen İnsan Kaynakları departmanına gider ve “Bu şahıs kişisel sorular sormak yoluyla beni taciz etti” diyebilirsiniz. İste O gun o soruyu size soran şahsın o sirketteki son günü olabilir. Bu arada bir parantez açıp süyleyeyim. Türkiye’deki şirketlerin HR (Huma Resource-İnsan Kaynakları) departmanları muhasebe departmanı olmaktan çıkıp bu tür ince noktalara da yoğunlasmalılar.
Peki Anthony’yi HR‘a bildirdim mi? Tabi ki hayır. Anthony şirin bir genc. New York Üniversitesi mezunu, finans okumuş aynı zamanda çok da iyi bir bilgisayar programcısı. Iyi işler çıkarıyor. İnsanın yaşı geçtikce gençleri çocuk gibi görüyor. Bu nedenle henüz ögrenme çağındaki birine kötü bir şok yaşatmak istemem.
Anthony, tam karşımda oturuyor ve ne zaman fırsat bulsa bana dinle ilgili sorular soruyor. Katolik-İtalyan asıllı bir aileden geliyor. O’nun kafasındaki müslüman klişesinden farklı olduğum besbelli. Bu nedenle beni kurcalayıp duruyor.
Yetmiyor “dışarıda bulusup konusalım” teklifleri getiriyor. Her defasinda bir bahane buluyorum, ama geçenlerde bahanesiz kaldım ve “tamam” dedim. 39 yaşında bir adam olarak 23 yaşında bir gençle dışarıda başbaşa gözükmek istemem doğrusu. Direnmelerim bu yüzdendi.
Neyse, beni ilginc bir yere götürecekmiş. Gittik. 1854 yılından beri hiç kapanmadan faaliyet göstermis Amerika’nın en eski barı: McSorley (Manhattan'in dogu kesiminde, 7. sokak uzerinde (2 ve 3. caddeler arasinda)2004 yılında 150. Yıldonümleri’ni kutlamışlar. İçersi yer yer eskici dükkanı, yer yer kötü bir antikacı dükkanı gibi; geçmişten birike birike kalmış tuzluklar, resimler, dolaplar, fotoğraflar, hatta tozlar bile. Bu bir İrlandali barı ve kendi biralarını da kendileri yapıyorlar. Bira sudan ucuz: iki birayı 4.5 dolara içebiliyorsunuz. Siyah biralari fena değil. Söylendigine göre bir çok tarihsel figur buraya uğrarmış, hatta Abraham Lincoln, ABD’ye başkan olmadan onceki döneminde burada demlenirmis. Barın ilginç prensipleri de olmuş: 1970’lere kadar kadınlar içeri alınmıyormus. (Acaba burası o zamanlar adi konmamis bir gay barmıydı? Hakkinda “gay” soylentileri cikarilan Lincoln de buraya takıldığına gore… ) 1990 yılına kadar birahanede kadın tuvaleti bile yokmuş. Bu mekanda, diğer barların tam tersine, bira içmeyi kesip sadece poponuzu koydugunuz sandalyeyi ısıtmaya başlarsanız, dışarı atılabilirsiniz. Çalısanlar biraz kaba saba.
Biraları Anthony aldı. Benim için bu bir tehlike işareti. Demek ki O çok konuşacak ben çok dinleyeceğim. Nitekim de öyle oldu. İçtikce sanki çene kemikleri yağlandı daha iyi işler oldu, sesi açıldı ve eskisinden daha konuşkan oldu. Bir yandan içtik-bir yandan din üzerine konustuk.
Aramızdaki diyalogları burada replika edersem bu yazı yazi dizisine donusebilir. İyisi mi sadece Anthony’nin düşüncelerini özetleyeyim. Çocuk ateizme merak salmış . O’na gore nasıl ülkedeki Hristiyanlar Müslümanlar, Budistler, Museviler örgütleniyorsa, Ateistler de örgütlenmeli. Nasıl bu gruplar, insanları kendi doğruları yönünde etkilemeye çalışıyorsa, atesistler de yüzyıllık utangaçlığı ve bastırılmış suçluluk hissini bir tarafa bırakıp, dine karşı mücadele etmeli. O’na göre budizm gibi en barışcıl gözüken dinler bile ellerine güç geçirdiklerinde dogmatik ve baskıcı bir organizasyona kolaylıkla dönüşebilir. İşte bu nedenle bitirdigi üniversitenin “Atheist, agnostik ve özgür düşünceliler” adlı kulübüne (nyu.edu/clubs/atheists) destek oluyor. Bunun yanı sıra atheist ittifakı adlı bir organizasyonla (atheistalliance.org) ilişkileri var. secular.org adli internet sitesini surekli takib ediyor. Benim de onlara katılmamı istiyor. Elbette hiç bir konuda unumu eleyip eleğimi asmış değilim ama yinede “Ih” dedim , geçtim.
Amerikan nüfusunun yüzde 2 sinin ateist, yüzde 4’ünün ise agnostik olduğunu Anthony’den ögrendim.
Ben de O’na kendi ülkemin laik olduğunu ve bunun nasıl işlediğini anlatmaya çalıştım. Ama bana biraz şüpheyle baktı, “Ne oldu, neden öyle bakıyorsun?” deyince de açtı ağzını: “Eğer ülkenizde bütün bir halktan vergi toplanıyor ve bu vergilerlerden bir bütçe ayrılarak sadece sunni müslümanların dinsel gereksinimlerine yardım ediliyorsa bu nasıl laiklik?” Bu soruya cevabim şu oldu: “Yeni iktidar, öteki mezheplere de örneğin Aleviler’e de yardım edecek” Anthony ille de tartışmak istiyor ya devam etti, “Peki ülkenizde hiç mi Hıristiyan yok, hiç mi Musevi yok, onların durumu ne olacak.? Onların dini gereksinimleri için neden yardım yapılmıyor? Demek ki devletiniz bütün dini gruplara eşit davranmiyor”
O’na hak versemde “Sen haklısın” deyip ülkemi küçük düşürmek istemedim. O’nun yerine daha politik bir cevap verdim. “Hükumetimiz zannedersem bu konuda da bir şeyler yapmaya çalışıyor.” Anthony yine durmadı: “Peki dinsiz olanlar yani Ateistlerin ve Agnostiklerin payı? O halde devletiniz onlara da yardım etmeli. Ya da durumu telafi etmek için onlara özel bir vergi indirimi yapmalı. İlkenizde dine inanmayan ama vergi veren insanlar yok mu? ”. Ne demeliydim ben simdi bu cocuğa, “Haklısın” dedim artık, sırf meseleyi noktalamak için. Ancak Anthony’de tartışacak o kadar çok fikir var ki durmuyor, konuşuyor, “Yok hayır, devlet hiç bir dini gruba yardım etmemeli. Bu devletin işi değil. Devlet çalışanlarının dini inancı olabilir ama devletin dini olmaz. Devlet dinsiz yani ateist bir organizasyondur. Bu nedenle hiç bir dini gruba yardım etmememeli.”
Amerika’da da laik ve ateistlerin olusturduğu cepheyle dinciler arasında ciddi bir çatışma var. İste Athony ile aramızdaki diyalogdan çıkardığım sonuçlar. Bakın bakalım Amerika’da çatışma ne düzeyde ve nasıl yaşanıyor.
*Laikler ve ateistler, Christmas döneminde, insanların birbirine dini bir anlam içeren “Marry Christmas” demek yerine “Happ Holiday” (İyi tatiller) demelerini öneriyor. Çünkü her gördüğüne Marry Christmas demek herkesi Hristiyan kefesine koymak demek. Oysa bu ülkede başka dine mensup insanlar ve ayrıca dinsizler de var.
*Amerikan Kongresinin 50 üyesinin gizli ateist olduğu tahmin ediliyor. Kongrenin tek açık ateisti olan Pete Stark, gizli ateistleri saklandıklari dolaptan çıkmaya cağırıyor.
*Dinciler kürtajin yasaklanmasını isterken ateistler ve laikler buna karşı geliyor.
*Bush yönetimi dini okullara ödenek ayırırken, laik ve ateistler bu ödeneklerin derhal kesilmesi yönünde mücadele veriyorlar.
*Laikler ve ateistler okulardaki cinsel eğitim derslerinde evlilik öncesi cinsel perhizin ögütlenmesine karşı cıkıyor.
*Devletin sosyal hayatta, okullarda ve orduda ateistlere karşı psikolojik baskıları önlemek için yasal tedbirler alınması isteniyor.
Hmmm! Bu ağır bar muhabbetinin ardından, kafam allak-bullak olmuştu. Anthony’nin konuşmalarındaki alkol oranı sanki daha fazla gibiydi. “Anthony! dur ne olur, ben bardan iki bira alip geleyim de şöyle kendimize gelelim lütfen” dedim ve kalktım yerimden.
Mini sözlük: Atheizm: Ateizim bir din değil. Sadece Tanrı’nin varlığına inanmamak. Agnostisizim: Bu düşünceye göre Tanrı’nın varlığı ya da yokluğu şu an için bilinemez.
27.12.2007 - medyatava.net
Tahmin borsası devletin uyguladığı bütün kısıtlamalara ragmen Amerika’da büyük bir ilgi görüyor. Bu borsada işlem gören hisse senetleri, Wall Street de işlem gören ve somut bir varlık üzerinden değer kazanan hisse senetlerinden farklı. Tahmin borsası (Ingilizcede Prediction Market deniliyor) tutkunları, Güney Afrıka’nın 2016 Yaz Olimpiyatları’nı ağırlayıp ağırlamayacağı, Rudy Giuliani’nin Cumhuriyetçilerin 2008 Başkanlık adayı olup olmayacağı, Hilary Clinton un Demokrat Parti Başkan adayı seçilip seçilmeyeceği, hatta Jonny Depp’in son fiminin gosterildigi ilk haftada ne kadar hasılat yapacağı üzerine bile oynuyorlar. Her bir hisse, farklı bir periyod içinde geçerli oluyor ve değeleri de beklenen bir sonuç üzerinden yürütülen tahminlere göre artıp yükseliyor.
Türkiye de ise henüz yerli bir tahmin borsası yok. Çünkü böyle bir borsayı varedecek türde internet siteleri yok. İnternet üzerinden bahis oynatan Türkçe siteler ise Spor Loto ve 6’lı Ganyan’ın biraz daha geliştirilmiş versiyonu olmaktan öteye gitmiyor.
Bunanla birlikte, Amerika’da giderek popülerlik kazanan ve tahmin piyasasına yön veren internetteki tahmin siteleri (intrade.com, Newsfutures.com.
mediapredict.com, strategypage.com), çok daha komplike ve sofistike bir yapıya sahip. Bu piyasadan hisse alışverişi yapmak, borsada oynamakla hemen hemen aynı gibi. Gün içindeki güncel gelişmeleri çok iyi takip etmelisiniz, sürekli tetikte olmalısınız, sağlam istihbaratlar edinmeye çalışmalısınız, tahmin piyasasına yatırım yapan oyuncuların hareketlerini çok iyi takip etmeli ve onların psikolojisine nelerin yön verdiğini iyi kestirmelisiniz. Bütün bunların ışığında, yeri geldiğinde, elinizdeki hisseleri satıp başkalarını almalısınız.
Saddam ın da hisseleri vardı…
Tahmin piyasasında işlem gören hisse senetleri tümüyle güncel gelişmelerden yola çıkılarak yaratılıyor. Örneğin Saddam’ın yakalanıp yakalanmayacağı bile bu borsada işlem görmüştü. Amerika’da bu borsanın dedesi olarak bilinen ve 1988 den bu yana faaliyet gösteren Iowa Electronic (biz.uiowa.edu/iem/) , merkez bankasının faiz oranlarının bile tahminini yapıyor. Yasal kolaylıklar nedeniyle merkezi Irlanda’da bulunan intrade.com’un en gozde hisseleri sunlar:
*Amerika ya da israil İran’a Mart 2008’e kadar bir hava saldırısı gerçekleştirecek.
*Senaryo yazarlarının grevi 31 Mart 2008’den önce son bulacak.
*CBC’nin anchor’u Katie Couric’in, çalıştığı televizyondan ayrılacaği 31 Aralık 2007’den once açıklanacak.
*Central Park’daki kar yağış miktari, Aralık ayında 0.5 inches (1.27 cm) olacak.
20 milyon Amerikalı tahmin borsasında oynuyor
Tahmin borsasının hisseleri, Amerikan hükümetinin çıkardığı bütün marazlara rağmen giderek daha büyük kalabalıklar tarafından ilgi görüyor. Öyleki 15-20 milyon Amerikalı’nın bu borsada oynadığı iddia ediliyor. Tahmin borsası, ilgi gördükçe, işlem hacmi artıyor, işlem hacmi arttıkça da ekonomi için önemli bir dinamik olma yolunda aday oluyor.
Wall Street kumar mi?
Pek çok kişi, tahmin borsasına burun kıvırıyor. Çünkü abuk sabuk, reel değeri olmayan, tümüyle soyut bir olgu üzerinden spekülasyon yapılarak para kazanıldığinı düşünüyorlar ve bunu bir çesit internet kumarı olarak adlandırıyorlar. Kendisi henüz 22 yaşında olan ve tahmin borsasında oynayarak 10 bin dolarını bir yıl içinde 70 bin dolara çıkaran Frank A. Forshaw, yukarıdak negatif iddiaları şöyle yanıtlıyor: ”Wall Street’deki şirket hisseleri real bir değeri temsil etse kaç yazar. Sonuçta bu hisselerin değeri bir çok bilinmez nedene göre inip çıkmıyor mu? Wall Street ne kadar kumarsa, tahmin borsasi da o kadar kumar.” Forshaw’a “madem koydugun parayı bu kadar yukselttin, bu ise arkadaşlarınada öneriyor musun: deyince manidar bir gülümsemeyle şöyle yanıtlıyor beni: “Bu işe yeni girenler çok dikkatli olmalılar, öyle göründüğü gibi değil, borsada oynamaktan çok daha zor. Paranı çok kolay kaybedebilirsin. Ama ben, keyif aldığım bir alanda, politik tahmin alanında oynuyorum. Çünkü politika konusunda okuyup araştırmayı çok seviyorum. Ama sadece bu da yetmiyor tabii. “
New York Times ve Wall Street demode
Öte yandan Frank, politik gelişmeleri takip etme konusunda iki büyük gazeteyi küçümsüyor. O’na göre
Kumarhane imparatorları
Tahmin borsasının en büyük düşmanı ise Las Vegas ve Atlantic City kaynaklı kumarhane imparatorları. Kumarhane sahipleri, tahmin borsası nedeniyle önemli bir gelir kaybına uğruyorlar. İşte bu nedenle, bu imparatorların Washington’da konuşlanan temsilcileri, yürüttükleri çok ciddi lobi faaliyetleriyle, bu tür sitelerin tümüyle yasaklanmasını sağlamaya çalışıyorlar.
Oldukça etkili olan bu lobinin yılladır süren yıpratıcı faaliyetleri karşında, tahminciler nihayet bir karşı atak geliştirdiler. Çok yakın zamanda aralarında kurduklari Prediction Market İndustry Associat adlı bir organizasyonla Washington’u, kendi istedikleri yonde yasal degisiklikler yapmaya itiyorlar.
CIA’nin hesapları
Peki Washington’dakilerin, tahmincilere yaklaşımı ne. Yaklaşımlarının çok sıcak olduğu söylenemez. Bu sitelerin ulusal güvenliği tehdit edebileceğini düşünüyorlar. Özellikle terörist örgütlerin bu siteler aracılığıyla kara para aklayacaklarından korkuluyor. Öte yandan Tahmin Borsası karar borsası olarak da biliniyor. Bu nedenle bazı ekonomistler bu sitelerin çok önemli gizli bilgileri ortaya çıkarabileceklerini düşünüyorlar. Şimdi Pentegon’un bu sitelere düşmanlığını anlamak daha kolaylaşıyor sanırım.
Durum böyleyken CIA icinde bazı gruplar ise, tahmin sitelerinden yaralanılarak mevcut istihbarat sistemlerinin olumlu yönde geliştirileceğine inaniyorlar. Hatta bu konuda 2003 yılında bir de proje hazırlandı. Hareket kaynakları suydu: Madem tahmin borsasında yapılan tahminler uzman tahminlerinden daha doğru çıkıyor, o halde istihbarat sistemini daha ileri taşımak için bundan yararlanmanın yolları aranmalı. Ornegin the Iowa Electronic Markets sitesinde oynayan brokerlar, bir onceki ABD başkanlık seçimlerini doğruya en yakın biçimde tahmin etmişlerdi. Bu nedenle Google bile yakın zamanda yaptığı bir açıklamada yeni ürünlerinin ne zaman piyasaya sunulacagını belirlemek için Tahmin borsasından yararlandıklarını belırttı. Ancak bütün bunlara rağmen Amerikan kongresinde yukarıda sözü edilen girişime karşı ciddi eleştirler geldi ve proje yattı.
Amerikan hükümeti tahmin borsasının işini zorlaştırmak için elinden geleni yapıyor ama öte taraftan da bu işleyişi, “Commodity Futures Trading Commission” adlı kurum aracılığıyla sağlam yasal bir düzenleme üzerine oturtmaya çalışıyor.
Peki nasıl oynanıyor?
Eger Ingilizceniz varsa, bu sitelere girdiginizde hisse alım satımlarını nasıl yapacagınız konusunda tonca bilgi var. Ayrıca başlangışta acemiliğiniz nedeniyle para kaybetmemeniz için bir deneme hesabı açabiliyorsunuz. Bu deneme hesabıyla hisse alım satımı yaparak pratik yapmış oluyorsunuz. Örneğin bir hissenin fiyat aralığı 0 dan başlayıp 100 cente kadar gidiyor. Diyelim ki “Tuncay Özkan CHP başkanlığına adaylığını koyacak” adlı bir hisse var ve siz bu hisseye yatırım yaptınız. Eğer 67 centten 10 hisse aldıysanız, karınız 330 cent olacak. (1000-670=330). Yok, Özkan adaylığını henuz deklare etmemişse bir şey kazanmıyorsunuz. Bunun yanı sıra bir oyuncu olarak, kapanış perioduna (Özkan’ın adaylığını kesin açıkladığı gün) kadar beklemeden de hissenizi başka bir oyuncuya satabilir ve kar edebilirsiniz.
Bu arada işlem fiyatı aynı zamanda beklenen sonucun olasılığı anlamına geliyor. Örneğin, yukarıdaki durumda kapanış fiyati 67 cent. Bunun anlamı Tuncay Özkan’ın CHP başkanlığına adaylığını koyma olasılığı yüzde 67.
Öcalan hisseleri
Yukarıda sozü edilen Ingilizce tahmin sitelerinin, ne Türkçe versiyonu var, ne de Türkiye’ye yönelik konular üzerinde hisse satışı yapıyorlar. Ama eğer Türkiye’de böyle bir borsa olsa, işlem görecek hisselerden bazılarının adını kestirmek hiç de kolay olmayacak. Büyük bir ihtimalle olası bir yerli tahmin borsasında en popüler hisseler, “Öcalan serbest bırakılacak”, “Öcalan serbest bırakılmayacak” “Türkiye Bölünecek”, “Türkiye bölünmecek” “Bülent Ersoy Boşanacak”. “Bülent Ersoy boşanmayacak” “Musul Türkiye tarafından 2009 yılının başına kadar işgal edilecek” “Musul Türkiye tarafından 2009 yılının başına kadar isgal edilmeyecek” olurdu.
Aslında Türkiye’de ayakları yere basan bir tahmin borsası olsa, bazı konularda neler olacağı konusunda daha ciddi ve bilimsel tahminleri bu borsa üzerinden takip edebilirdik.
Örneğin Türkiye’nin Musul’u istila edip etmeyeceğine yönelik yıllardır bir ölüp bir dirilen inanış. Bu sayede bir netlige kavuşurdu. Çünkü, Musul hissesine oynayanlar, bu işi bütün boyutlarıyla düşünüp-araştıracak-didik didik edecek ve ondan sonra “işgal edecek” ya da “etmeyecek” hisselerine yatırım yapacaktır. Dolayısıyla en yüksek değeri alan hisse, gerceğe de en yakın tahmini ortaya çıkaracaktır.
28.06.2007 - medyatava.net
Paris Hilton’un işi ne gücü ne diye sorarsanız, cevap biraz bulanık: O, modellik yapıyor ama model değil, şarkı söylüyor ama şarkıcı değil, filmlerde gözüküyor ama oyuncu değil, Nicole Richie ile birlikte bir TV showu(The Simple Life) yapıyor ama sonu nereye varır bilinmez.
Peki her pilava kaşık atan Hilton nasıl geçiniyor? Baba parası mı yiyor, eğer öyle değilse değirmenin suyu nereden geliyor: Bir kere giyilen ve bir daha giyilmeyen kıyafetler, o gezip tozma faturaları nasıl karşılanıyor?
Kimilerine göre Paris Hilton, TV showu ve diğer alanlardan kazandığı paranın yanı sıra, medyaya para karşılığı konuşarak da ek gelir elde ediyor. Yani aslında medya O’nu şöhret yaptı ve şimdi de O bu şöhretini medyanın kendisine satarak para kazanıyor.
Alkollü araba kullandığı için hapse giren Hilton’la ilgili geçen hafta herkesin kafasında tek bir soru vardı: “Bu kız hapishanede başına gelenleri hangi televizyona anlatacak-satacak acaba?”.
Hilton’dan roportajı koparmak için Amerika’nın iki büyük televizyon kanalı yarış içindeydi: ABC ve NBC. Ancak bu yarış artık sona erdi. ABC Hilton’a roportaj için 100 bin dolar önerdi, ancakNBC daha fazla ödeyince, Hilton’un, NBC’ye çıkacağı söylendi. Bununla birlikte Hilton bir anda rotayı CNN’e kırdı ve Hilton ile roportaj yapmak Larry King’e nasip oldu.
NBC yetkilileri ve Paris Hilton’un danışmanı para pazarlığının varlığını inkar ettiler. Buna ragmen, ABC televizyonu yetkilileri, roportaji NBC’ye kaptırdıklarını beyan etmişlerdi.
ABC’den yapılan açıklamada, görüşmelerin Hilton’un babası Rick Hilton’la gerçeklestirildiği, önce 100 bin dolara anlaştıkları, ancak babanın daha sonra kendilerini arayarak, işin içinde başka bir alıcın daha olduğunu söylediği ve fiyat yükseltmek istediği belirtildi. Böylece baba Hilton, kızını bir şekilde ihaleye çıkarmış oldu. İhalenin sonunda da beklediğinden daha iyi bir kazanc elde etti.
NBC’nin baba Rick Hilton’a ne kadar ödediği açıklanmadı. Kimileri “1 milyon dolar” diyor. Ancak NBC’nin bayağı yüksek para ödediği düşünülüyordu. Çünkü bu kanal roportaj için Prenses Diana’nın oğullarına 2 milyon doların üzerinde ödeyerek bu konularda ne kadar eli açık olduğunu daha önceden göstermişti.
Paris’in NBC’deki Meredith Vieira’nin sundugu “Today” adlı programa konuşacağı söylenirken, sürpriz bir biçimde CNN’de Larry King’e çıkacağı açıklandı. Herkes soruyordu: CNN daha mı fazla para bastı?
Çünkü herkes biliyordu ki Larry King daha önce de programına çıkacak bazı flash konuklara yüklü paralar ödemişti. CNN ve King, Hilton gibi bir rating hormonunu ellerinden kaçırmak istemediler.
Butun bunlarin yani sira simdi meselenin gazetecilik yonu tartışılmaya baslandı: Yani “Checkbook Journalism” (Ben bu kavramı Ödemeli Gazetecilik olarak çeviriyorum). Anlamı, bir gazetecinin para vererek biriyle roportaj yapması ya da haber kaynağından para karşılığı bilgi satın alması. Şimdi herkes soruyor: Bu tür bir gazetecilik ne denli etik veya değil? Gazetecilik meslek ilkelerine uygun mu değil mi?
Aslında ödemeli gazetecilik NBC’nin kendi iç ilkelerine aykırı. Zaten Hilton’a para odeme işini gizlemelerinin bir nedeni de bu. Öte yandan NBC Universal ülke genelinde büyük bir bütçe kısıtlamasına gidiyor ve bunun sonucu olarak da pek çok elemanını kapı önüne koyuyor. Böylesine bir furyada, Hilton roportajı için tonca para dökmeye kalkışması haliyle şirket içinde bir huzursuzluğa da yolaçtı
Buradaki gazetecilerin ödemeli gazetecilik konusunda ise kafaları biraz karışık. Kimileri bu işin aşk için para ödemeye benzediğini ve mesleki samimiyeti yokettiğini düşünüyor. Bazıları ise haber kaynaklarını paraya alıştırdığı ve masrafları arttırdıği için para ödemenin budalalık olduğu iddiasinda bulunuyor.
Griffin Smith ödemeli gazetecilik karşıtı bir gazeteci. Genel yayın yönetmeni olduğu , Arkansas Democrat-Gazette kurum olarak haber karsılığı para ödememe konusunda bir ilke kararı aldı.
Ödemeli Gazetecilik konusunda İngiliz medyası çok namlı. Hatta İngiliz magazin dergisi OK Amerika ya girdiği 2005 yılından itibaren piyasada ilginç bir rekabete bile neden oldu. Amerika’nın kendi magazn dergisi People ile US Weekly and Star gibi yayınlar kendilerine ünlülerin gündelik yaşamında çekilmiş fotoğraflar getirenlere para ödüyordu. Bunlar da bağımsız paparazziler bazen de amatörlerdi. AncakOK yıldızların kendileriyle anlaşıp onlara para ödeyerek onlardan resim alma yoluna gitti. Örneğin Britney Spears' in düğün fotoğraflarını çekme ve yayınlama hakkını OK satın aldı. Aynı şey Catherine Zeta-Jones ve Michael Douglas evliliğinde de yapıldı. Düğün resimlerini almak isteyen diğer medya yetkilileri OK’ye başvurdular.
Amerikan medya tarihine bakıldığında ödemeli gazeteciliğin köklerinin 1912’lere kadar gittiği görülüyor. The New York Times gazetesi 1912 yılında ünlü Titanic gemisinin telsiz operatorüne röportaj yapmak için 1,000 dolar ödedi. CBS News, Nixon döneminde Beyaz Saray’da İnsan Kaynakları Departmanı şefi olan Haldeman’a anılarını anlatması için para ödedi. Aynı şekilde Gerald Ford ve Henry Kissinger Beyaz Saray’dan ayrılmalarının hemen ardından NBC ile milyon dolarlık bir anlaşmaya imza attılar. Görünüste bu para onlara danışmanlık yapmaları için verilmişti ama Onlardan esas olarak anılarını açıklamaları bekleniyordu.






